29 Aralık 2010 Çarşamba

Black Swan


Bale...
Hayatta yapmak istediğim tek şeydi. Çok küçük yaşta o sahneye çıkmayı başardım; ancak gerisini getiremedim. Hala içimde kalan uktedir. Belki de o yüzden nerede baleyle ilgili bir şeyler görsem gözlerim hafif sulu izlerim ya da tam tersi kaçarım. Nedeni bilmiyorum; ama bazen izleyip de "keşke" demektense ignore etmeyi tercih ediyorum. Savunma mekanizması işte...

Ancak bu sefer kaçışım yoktu! Oturup bu filmi izleyecektim. Bir yanda Darren Aronofsky diğer tarafta Natalie Portman olunca işler tamamen değişti haliyle. "Black Swan"ın o mükemmeliği arayan, mükemmeliyete yaklaştıkça içten içe kopuşların, değişimlerin baş gösterdiği havası öylesine içine çekti ki jenerik akmaya başlayıp bittikten sonra bile filmin etkisinden çıkamadım. Belki de o yüzden film üzerine yazmam bu kadar uzun sürdü.

Konuydu, oyunculuklardı gibi detaylara girmeyeceğim; çünkü bu film izlendikten sonra bahsedilecek tek şey -tabii bana göre- hissedilen o duygu. Emin olun siz de Nina ile o hissi yakalamanın peşinde koşacaksınız. O "mükemmel olma" duygusunu çok içinizde hissedeceksiniz. Mükemmel olmaya, hatasız olmaya, kusursuz olmaya çalışırken bir yandan yaptığınız vazgeçişler bir bir gözünüzün önünden geçecek. Lily'nin umarsızlığı ancak bir o kadar başa oynayışı karşısında sinirden yerinizde duramayacaksınız. Yeri gelecek Nina'ya kızacaksınız; yeri gelecek üzüleceksiniz. O kendini "mükemmel" olmak için öldüreseyi zorlarken sinirden tırnaklarınızı yiyeceksiniz. Gerçek ile sanrılar arasında gidip geleceksiniz; hatta her şeyi birbirine karıştıracaksınız. Ama sonunda Nina ile birlikte siz de hissedeceksiniz.

Her filminde insanı farklı bir noktasından ele alıp ters yüz eden Darren Aronofsky, "Black Swan" yine yapacağını yapmış. Natalie Portman'ın hayat verdiği kırılgan, zarif Nina'nın beyaz kuğudan siyah kuğuya dönüşümü övgülerin yetersiz kalacağı bir baş yapıt olmuş.

25 Aralık 2010 Cumartesi

Yıl Bitmeden Bu Albümlere Göz Atmak Lazım


Kanye West - My Beautiful Dark Twisted Fantasy

Kanye West dendiği zaman aklıma hep tek bir cümle gelir: "Karakterini sevmem; ama bir müzik dahisi olduğu kesin!"... İlk çıktığı günden bu yana sadece müziğine odaklanıp geride kalan her şeyi ignore etmem sayesinde belki de dinleyebiliyorum West'i. Yoksa katıldığı ödül törenlerinde en az kendisi kadar tuhaf kız arkadaşıyla yaptığı saçmalıklar, ödül kazanamayınca ödül kazanan ismi rencide edici davranışları ya da Twitter sayfasındaki serzenişleri ve bol keseden küfretmesi çoktan müziğinin önüne geçmiş olurdu. Tüm bu kötü huyları bir yana aynı bünyeden bir de mükemmel müzikler çıkıyor olması Kanye West'ten şu sıralar sıklıkla bahsetmemize neden oluyor. "My Beautiful Dark Twisted Fantasy" daha yayınlanır yayınlanmaz 2010'un en iyi albümü ilan edildi. Ki bu övgüyü müzik dünyasının kalbur üstü dergi ve yayınlarının yaptığını hatırlatmakta fayda var.

Bir önceki albümü "808s & Heartbreak" ile harikalar yaratan ve 'Love Lockdown' gibi bir şarkıyı müzik dünyasına kazandıran West, "My Beautiful Dark Twisted Fantasy"de yine bildiği işi yapıyor ve dinleyicilerini müzikal bir ziyafete davet ediyor. Ancak bu noktada bir itirafta bulunmam gerek; benim için hala en iyi Kanye West albümü "808s & Heartbreak"tir. Albümdeki auto-tone'lu vokal bir yana 'Love Lockdown', 'Coldest Winter' ve 'Homecoming' gibi şarkılara eş değer yeni şarkılar yazılabileceğini pek düşünmüyorum açıkçası. Kaldı ki "My Beautiful Dark Twisted Fantasy"nin bana göre en büyük eksikliği West'in şarkı sözü yazarlığı oluyor. Her ne kadar sound için insanüstü bir çaba harcansa da sözler bu sound'un yanında vasat kalıyor. Albümün en iyi sözleri West'in konuklarından geliyor.

Sadede gelirsek söylendiği gibi yılın en iyi albümü mü? Bence değil. Evet iyi bir albüm; ama bu yıl çok da iyilerini dinledik; fakat kesinlikle en iyi ilk 10 içerisinde yer alır.

N.E.R.D. - Nothing

Pharrell Williams is my hero! The Neptunes olsun, solo çalışmaları olsun ya da N.E.R.D. olsun işin içinde Pharrell Williams varsa, o albüm ya da single ya da her neyse mutlaka dinlenmelidir! Tabii bu benim kişisel düşüncem.

Rap, hip&hop, R&B ve pop dehaları N.E.R.D.,son albümleri "Nothing"de sınırsız bir müzik ortaya koyuyor. T.I. işbirliği 'Party People', son yıllarda dinlediğim en enerjik çalışmalardan biri olurken, Nelly Furtado featuringli 'Hot-n-Fun' ise eğlenceli olmasının yanı sıra son derece seksi bir şarkı olarak ön plana çıkıyor. Ancak asıl favorim 'Perfect Defect'. Geçişleri ve Williams'ın vokaliyle hemen kendini gösteriyor. 'Hypnotize U' ise albümü dinleyenlerin favorisi olmuş durumda. Bir de Daft Punk remiksini dinlemenizi tavsiye ederim bu aşamada.

Onor Bumbum - Diyorum Ki

Onor Bumbum adını son yıllarda sıklıkla duyuyordum; ancak performansını izlemeyi bir türlü başaramamıştım. Ancak neyse ki artık istediğim zaman kulaklığımı takıp müziğini dinleyebiliyorum. Onor Bumbum'un ilk albümü "Diyorum Ki", Karalama Müzik sayesinde raflardaki yerini alıyor. Şu aralar sakin, dingin, ruhunuzu dinlendirecek bir şeyler arıyorsanız tercihinizi rahatlıkla Onor Bumbum'dan yana kullanabilirsiniz.

My Chemical Romance - Danger Days: The True Lives of the Fabulous Killjoys

Gerard Way ve tayfası geri döndü! Albümün teaserlarını izlerken neyle karşılaşacağımız hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu. İlk single 'Na Na Na'yı dinlediğimde ise Way'in kafasının bizimkisinden bir hayli farklı çalıştığını bir kez daha keşfettim. Ancak kulağıma gelen melodiler hiç de beklendik şeyler olmadığı için yine şaşkın şaşkın albümün çıkışını beklemeye koyuldum. Albümü dinlemek için kulaklığımı taktığımda ise nerde o ilk single nerde bu albüm nidaları yükselmeye başladı. Gerard Way, "The Black Parade"dan öğrenecekleri öğrenip hızlı ve eğlenceli günlerine geri dönüş yapıyor. Bu yılın en iyi rock albümlerinden biri kesinlikle... Albümle ilgili her kelimesine katıldığım Çetin Cem Yılmaz'ın yazısını okumayı da ihmal etmeyin.

Bir Hafta Böyle Geçti

Bu haftanın nasıl geçtiğini, ne zaman başlayıp ne zaman bittiğini hiç anlayamadım; ama şu anda ekranda karşısındaki gülümsememi ve kendimi iyi hissetmeyi de bu haftaya borçluyum. Büyük oranda tek başıma ama çok eğlenceli anlar yaşadım. Arada insanın kendisiyle vakit geçirmesi kadar güzel bir şey olmadığını bir kez daha fark ettim. 2010'nun sondan bir önceki haftasında sevdiğim ve yeni keşfettiğim yerlere giderek bir anlamda kendime de yeni yıl hediyesi vermiş oldum.

Haftanın öne çıkanları

* Taxim Pilates - boyun fıtığına bir de bel sorunları eklenince bana da pilatesin yolu gözüktü. Aralık başından beri Taxim Pilates'te hem vücudumu şekle sokmaya çalışıyorum, hem de Dream TV'den Gamze'nin güzel müzik seçkilerini dinliyorum.

* Mano Burger - Balıklı hamburgerlerini pek seviyorum. Tünel Meydanı'ndaki kalabalığı ve yoldan gelip geçenleri izlemek de cabası.

* Rosko John - Archive konserini kaçırınca bari Rosko John'u kaçırmayayım dedim ve Bronx Pi'nin yolunu tuttum. Az kaldım; ama yine de çok keyifliydi.

* Big Chefs - Pelin'le bir aydır üzerine konuştuğumuz tantuni zirvemizi gerçekleştirdik. Nadir de son dakika katılımıyla aramızdaydı.

* Que Tal - Nadir sayesinde keşfettiğim ve en kısa zamanda tapaslarını denemek üzere gideceğim mekan. Big Chefs çıkışı gidince haliyle yemek yiyecek hal kalmadı bizde.:)

* TNK - 'Söyle Ruhum', 'Dans Et', 'Kalpsiz' ve dahası perşembe akşamı Hayal Kahvesi'ndeydi. Şarkılarını zaten seviyordum, sahne performanslarını da çok beğendim.

21 Aralık 2010 Salı

2010'da En Çok Kimleri Dinlemişim?


"Şunu sevdim", "Bunun fanıyım" demek kolay, işi istatistiki verilere dökünce gerçek gün yüzüne çıkıyor. Ben de merak ettim, acaba bu yıl en çok kimleri ve hangi şarkıları dinlemişim diye ve hemen Last.fm sayfamdaki verilere baktım.

EN ÇOK DİNLEDİĞİM GRUPLAR

1- Linkin Park
2- maNga
3- Julien-K

EN ÇOK DİNLEDİĞİM ŞARKILAR

1- Julien-K - Kick The Bass
2- Kaçak - Kurtlar (Suat Yılmaz Remix)
3- Linkin Park - Points of Authority

20 Aralık 2010 Pazartesi

2011 Planları


Öyle plan yapan bir insan değilimdir aslında, isteklerim de an be an değişebilir; ancak 2011'den kesin olarak beklediğim birtakım şeyler olduğunu fark ettim. Buraya yazacağım ki bakalım ne kadarını gerçekleştirebileceğim? Beklemekle olmaz di mi ama benim bir şeyler yapmam gerekir olması için?:)

* Uyku sorunumu çözmem lazım
Uyuyamıyorum. Digiturk'teki gece kuşağı yoklaması neredeyse benden sorulacak. Sıradan filmleri sayacağım artık ondan korkuyorum. Dizilerde artık kaçıncı tekrarda olduğumu unuttum, bölümleri bildiğim halde izliyorum belki uykum geliyor diye. Keza filmler de öyle. Sanırım eve bir de playstation almanın vakti geldi, madem uyuyamıyorum oturup oyun oynarım... Bu şekilde devam edersem turnuvaya katılacak düzeye gelirim iki ayda:)))

* Bavul gibi çantalar
Sanırım kendi cinsimde en çok kıskandığım şey, ufak çantalara sığabilmek. Böyle bir yeteneğimin olmasını isterdim. Gülmeyin, keza ben çok ciddiyim. Bütün günü ufak bir çantayla geçirmek ve gerekli olan bütün eşyayı o çantada bulundurmak büyük bir yetenek.

* Buraya daha fazla yazı yazmak
Vakit buldukça yazıyorum; ama içeriği daha da renklendirmeye karar verdim; ama nasıl şekillenecek hep beraber göreceğiz. Bakalım ne kadar başarılı olacağım.:)

* Spora aynen devam
Boyun ve bel mağduru olunca spor yapmadan yaşamak imkansız hale geldi. Ancak bu sene daha da çok bu işe eğilmeyi planlıyorum.

* Saçıma sağlam bir şekil vermek
Siz bilmezsiniz ben ne çekiyorum bu saçtan... Okulda bile notlarım değil, saçlarımın bir türlü toparlanamaması dert olurdu öğretmenlere. Şu yaşıma geldim hala aynı dertle uğraşıyorum, yazık bana:P Hangi modeli kestirsem, ne kadar üzerinde oynasam da olmuyor, olamıyor. Ya bir saç tasarımı eğitimi alacağım, ya da bu saç şekle girecek.!:)

Şimdilik bu kadar görünüyor; zaten bu kadarı bile fazla benim için.:)

19 Aralık 2010 Pazar

Haftalık Program


20 Aralık

Body Worlds


Eğer hala gitmediyseniz son şansınız! Gunther von Hagens'ın yarattığı "eser"lere inanamayacaksınız.

21 Aralık

Maskott @ Beyoğlu Hayal Kahvesi


Koray Candemir ve Serkan Çeliköz şarkılarıyla Beyoğlu Hayal Kahvesi'nde olacak! Kaçmaz..

22 Aralık

Archive Presents: Rosko John as Basterdized Inc. DJ Set


Archive konserini kaçıranlar, bari DJ seti kaçırmayın. 22 Aralık akşamı Bronx Pi'deyiz...

23 Aralık

44'44 Project sunar: Müslüm Gürses Ghetto'da!


Merakla beklediğim performans... Ghetto sahnesinde Müslüm Gürses dinlemek hem de en yeni şarkılarla... İşte bu gece kaçmaz. Ben oradayım, sizi de bekleriz:)

24 Aralık

Zor Baba 3


Bu serinin hastasıyım...Ben Stiller bir yanda, Robert De Niro diğer tarafta... Kahkahası bol "Zor Baba 3" haftasonu için mükemmel bir başlangıç.

25 Aralık

Redd Softcore Unplugged @ Babylon


Redd, akustik performanslarıyla Babylon sahnesinde olacak. Sevdiğiniz şarkıları bir de akustik olarak dinlemek isterseniz nereye gideceğiniz belli.

26 Aralık

Home Sweet Home...


Tabii ki DVD'ler ve ben şeklinde bir pazar hiçbir şeye değişilmez.:)

18 Aralık 2010 Cumartesi

Çakal


Bu yıl içerisinde merakla beklediğim ikinci Türk filmi de "Çakal"dı. Oyuncu kadrosunu görmemle birlikte sabırlı ama bir o kadar da meraklı bekleyişim başlamış oldu. Dile kolay İsmail Hacıoğlu, Uğur Polat ve Erkan Can... Üçü bir aradanın en tadından yenmezi! Beklentim büyük müydü? Bu senenin en iddialı yapımlarını izleyip hayalkırıklığına uğradıkta sonra bile yine de beklentim büyüktü ve film bittiğinde bu sefer hayalkırıklığına uğramamanın mutluluğunu yaşadım. Bu noktada senarist Sertan Telli'yi takdir etmek gerek. İlk sahnesinden sonuna kadar firesiz bir senaryo yazmış ve Erhan Kozan da kamerasını hiçbir fazlalığıyla yer vermeden kullanmış.

"Çakal"ın en çarpıcı yanı kuşkusuz ki oyunculuklar. Uğur Polat ve Erkan Can'ı bir arada izlemenin keyfini doyasıya yaşadım. İsmail Hacıoğlu'nun duru oyunculuğuna da ne kadar övgü düzülse azdır bence. Karakterine öylesine bürünmüş ki yine sanki sinema salonunun ışıkları yandığında hemen yanıbaşınızda duracakmış hissi geçiyor.

Filmin konusuna değinmeyeceğim; ancak özellikle ülkemizdeki birkaç istisna hariç hemen hemen her yapımda mutlaka yeri olan mafyayı abartısız, olduğu haliyle ekrana yansıtması da bana göre filmin en başarılı olduğu noktalardan biriydi. Duru, rotasından sapmayan ve güçlü bir oyunculuğun olduğu bir film izlemek isteyenler kaçırmasın.

15 Aralık 2010 Çarşamba

maNga @ Babylon


maNga ve akustik performans... İlk olarak hangi ülkenin MTV'si için olduğunu unuttum; ama siteden izlemiştim. O dönemde sadece İngilizce şarkıları için akustik çekim yapılmıştı. Ardından Akustikhane'deki performans geldi. Tekrarına denk gelip izledim, izleyebildiğim kadarıyla beğenmiştim. Ancak ister istemez akılda canlı canlı dinlemek nasıl olur sorusu oluşuyor. İşte bu sorunun cevabını dün gece Babylon'da aldım. Peki aldığım yanıttan memnun muyum? Fazlasıyla...

Bu yılın istisnasız en iyi günlerinden birini geçirdim - yapımda ve yayında emeği geçen herkese çok teşekkürler.:) Önce 46 ofise gidip bu senenin en sevdiklerimden Multitap ile kahkahası ve eğlencesi bol bir röportaj yaptım - ki Top 5 röportajımdan biri oldu -; ardından da istikamet Babylon diyerek Asmalımescit'in yolunu tuttum.

Her ne kadar konserin başlangıç saati 21:30 dese de "yok canım ancak 22:00'de sahne alırlar" diyerek biraz caddede yürüyeyim dedim; ama yanılmışım 21:45 gibi Babylon kapısına gittiğimde içerisinin özellikle de alt katın iğne atsan yere düşmeyecek vaziyette olduğuna şahit olduktan sonra bari yukarı katı deneyeyim diyerek üst kata çıktım. Fakat orada da sahneyi görebileceğim her yer dolu olduğu için yine aşağı kata indim. Bu sırada da maNga üyeleri sahneye çıkmış ve kendilerini izlemeye gelen dinleyicilerine konserin nasıl olacağını anlatıyorlardı. İlk bölüm akustik olacak dedikten sonra 'Dursun Zaman' ile maNga Babylon performansı başladı. Akustik bölüm 'We Could Be The Same', 'Yalan', 'Fly To Stay Alive', 'Her Aşk Ölümü Tadacak', 'Cevapsız Sorular', 'All We Need Is Everyone' ve 'Beni Benimle Bırak' ile geçti. Akustik kısımdan özellikle 'All We Need Is Everyone', 'Cevapsız Sorular' ve 'Beni Benimle Bırak' öne çıkan şarkılar oldu. Özellikle 'Beni Benimle Bırak'ın akustik halini çok sevdim. Orijinalini zaten çok seviyorum; ama akustik versiyonu da mutlaka dinlenmeli. Sadece bu şarkıdaki performans bile grubun bu geceye ne kadar özel hazırlandığını gösteriyordu.

Konserin ikinci kısmı ise bildiğimiz maNga konseriydi; enerjik, temponun hiç düşmediği ve birbiri ardına gelen en sevilen şarkılar... 'Tek Yön Seçtiğin Tüm Yollar', 'Dünyanın Sonuna Doğmuşum', 'Üryan Geldim', 'Bitti Rüya', 'Hayat Bu İşte', 'İz Bırakanlar Unutulmaz', 'Bir Kadın Çizeceksin', 'Evdeki Ses' ve 'Alışırım Gözlerimi Kapamaya' da bu bölümün şarkılarıydı. Bu bölüm de haliyle son derece hareketli, bol zıplamalı, dans etmeliydi.:)


KISA KISA

* İpek & Murat günün en güzel sürprizi oldu. Kısa süreli de olsa muhabbet iyi geldi. Devamı en kısa zamanda;)
* Multitap ile 46 yeni sayı için çok eğlenceli bir röportaj ve çekim yaptık. Sürprize hazır olun!
* "put the needle on it" isimli eserimi çekemedim; bir dahaki sefere artık.
* Bu arada maNga, 29 Aralık'ta Yüxexes'e konuk olacak! 2010'un son Yüxexes'ini kaçırmayın derim...
* Fotoğraf çekemedim... Hem kalabalık, hem de söz konusu konser maNga olunca şarkılara eşlik ederken fotoğraf çekmeyi tamamen unuttum.:)

13 Aralık 2010 Pazartesi

Kafe Pi Ailesi'nden örnek bir kampanya: Buradan Taaa Oraya: Gönlünden Ne Uçarsa


Kafe Pi Ailesi, yılın son günlerinde çok güzel bir projeye ev sahipliği yapıyor: "Buradan Taaa Oraya: Gönlünden Ne Uçarsa". Siz de bu projeye destek vermek istiyorsanız aşağıdaki bültene bir göz atın...

"Kafe Pi Ailesi yine bir sosyal sorumluluk projesinin içinde yer alıyor: BURADAN TAAA ORAYA: Gönlünden Ne Uçarsa

Kafe Pi Ailesi, 200'ü aşkın çalışanı ve müşterilerinin de desteğiyle 10 okula mont, ayakkabı, kitap, defter, kırtasiye malzemeleri, oyuncaklar ve daha nice gönlünüzden uçan hediyeyi götürüyor.

* Hakkari Şemdinli Anadağ Bölek - KafePi Beşiktaş Bistro
* Bitlis Hizan Beğendik - KafePi Asmalımescit Lounge
* Bitlis Hizan Kalkanlı - KafePi Suadiye Lounge
* Bitlis Hizan Doğrular - KafePi Taksim Rock Bar
* Mardin Derik Çeviker - KafePi Taksim Rock Bar
* Adıyaman Palanlı Köyü İ.Ö.O - Küçük Beyoğlu Fabrika
* Diyarbakır Silvan Köprülübağ - Küçük Beyoğlu Blow
* Balıkesir Pamukçu MHK İ.Ö.O - Küçük Beyoğlu Seven
* Tokat Erbaa Dokuzçan İ.Ö.O - Küçük Beyoğlu Spark
* Erzurum Aziziye Kabaktepe - KafePi Kordon Lounge

Adı geçen işletmelerimize, gönlünüzden uçan eşyalarınızı bırakın, biz sizin için yerlerine ulaştıralım."

12 Aralık 2010 Pazar

Haftalık Program


Eğer düzenli update'i başarabilirsem karşılayacağımız yeni haftanın dikkat çeken etkinliklerini yazmayı planlıyorum, bakalım ne kadar başarılı olacağım.:)

Gelelim bizi bekleyen haftanın etkinliklerine - ki birçoğuna ben de katılmayı planlıyorum.

Pazartesi - ABBA The Show

Dünyayı kasıp kavuran efsane ABBA grubunun orijinal üyeleri gitarda Mats Sture Ronander, saksofon ve flütte Ulf Anders Hilmer Andersson önderliğindeki ABBA the Show ile sahnede yaklaşık 20 kişilik bir orkestra ve hayranlık uyandıran showları ile ilk kez İstanbul’da olacak. Detaylı bilgi ve biletler için buyrun...

Salı - maNga Babylon Özel

maNga, Salı gecesi Babylon sahnesinde olacak ve bugüne kadarkilerden farklı bir performansla karşımıza çıkacak. maNga, şarkılarının bir bölümünü akustik olarak seslendirecek. Bence bu performans kaçmaz. Bilet için buyrun..

Çarşamba - Efes Pilsen - Panathinaikos

Sinan Erdem Spor Salonu bizi bu heyecanlı karşılaşma için bekliyor! Heyecanın her geçen saniye daha da artacağı bir karşılaşma için gerek ekran başında gerekse de tribünde hazır olun.

Perşembe - Handsome Furs

Bu sene birbirinden iyi grupları canlı canlı izleme fırsatı yakaladık. Sürekli izlemekten ve dinlemekten sıkıldığımız isimler yerine yepyeni soundlar da keşfedebiliyoruz. Bronx Pi de bu sene içerisinde sıklıkla uğradığım mekanlardan biri. Bronx Pi'nin bu haftaki konuklarından biri de Montrealli Handsome Furs. İş çıkışı kafa dağıtmak için ideal bir seçim olur, benden söylemesi. Detaylar ve bilet için tıklayın...

Cuma - Çakal

İsmail Hacıoğlu, Uğur Polat ve Erkan Can bir arada olur da o film izlenmez mi! Cuma günü Erhan Kozan'ın yönetmenliğinde çekilen "Çakal" gösterime giriyor. Bu senenin merakla beklediğim 2-3 filminden biri.

Cumartesi - Yüksek Sadakat

Yeni albüm öncesi en sevilen Yüksek Sadakat şarkılarıyla eğlenmeye ne dersiniz? O zaman Cumartesi akşamı Jolly Joker Balans'ta olun. Detay ve biletler için buyrun...

Pazar - Home Sweet Home

Battaniye, DVD, yeşil çay ya da kahve... Bundan güzel Pazar keyfi olmaz.:)

Dizi Dizi Dizilerim


İzlemekten sıkılmadığım, her hafta yeni bölümünü merakla beklediğim dizilerim var benim. Hem yerli hem de yabancı diziler arasında takip ettiğim dizileri paylaşayım istedim.:)

The Big Bang Theory
Sheldon Cooper derim başka da bir şey demem! Böylesine freak bir şahsiyet ne tanıdım, ne de televizyon ekranında gördüm, taa ki The Big Bang Theory yayın hayatına başlayana kadar. Sheldon ve kendisi gibi arıza üç arkadaşı ile karşı komşuları Penny'nin maceraları çok eğlenceli.

How I Met Your Mother
Son sezona girdik, artık Ted ile çocuklarının annesiyle nasıl ve nerede tanıştığını öğreneceğiz. Açıkçası diziyi onlar nasıl tanıştı öğrenmek için değil, Barney'nin maceraları için izliyorum.:)

Gossip Girl
Upper East Side'da neler oluyor? Her hafta bu sorunun cevabını öğrenmek için ekran başındayım. Favorim kesinlikle Chuck & Blair ikilisi. Dizinin müzikleri ve tasarım kıyafetleri de iddialı.

Vampire Diaries
Evet çok teenage; ancak daha adult versiyonu True Blood'a tercih ediyorum. True Blood'a sadece birkaç bölüm dayanabildim. Salvatore kardeşler ve Elena dışındaki yan hikayeler de kendi başına diziyi izleme nedeni.

Kavak Yelleri
Dawson's Creek'in yerli versiyonu olarak başladı; ancak kısa bir süre sonra kendi hikayesine yöneldi. Dağhan Külegeç ayrıldı, geri geldi derken özellikle bu sezon müthiş bir ivme kazandı. Son 6-7 bölümdür bir sonraki bölüm hemen yayınlansın diye merakla bekliyorum.

Sex And The City
Sanırım 5 ya da 6. tekrarını izliyorum.:) Her akşam uyumadan önce 2 bölüm iyi geliyor.

Friends
Digitürk sağolsun uyku tutmayan gecelerde yardımıma koşuyor. Saat 01:00 civarı ComedyMax'te Friends zamanıdır. Kaçıncı tekrardayım bilmiyorum; ama her izleyişimde büyük bir keyif alıyorum.

Nikita
Yeni başladım izlemeye; ancak televizyondan izlemeye vaktim olmadığından internet üzerinden takipteyim. Hikayesi şimdilik sürükleyici gidiyor; bakalım ilerleyen bölümler nasıl olacak?

Şen Yuva
İzlediğim en eğlenceli yapımlardan biri. Altan Erkekli, Erdem Yener, Alper Kul ve Okan Çabalar'ı izlemek çok keyifli.

Skins
Yeni sezon için heyecan dorukta!

10 Aralık 2010 Cuma

Bana Göre En İyileriyle 2010


Bu seneki "En İyiler" listemi sıralı olarak yapmayacağım sadece gerçekten en çok neleri sevdiysem onları yazacağım. Yani en iyi albümler, filmler vs gibi bir liste yok bu sene.

ALBÜM - YABANCI

LINKIN PARK - A THOUSAND SUNS

Linkin Park fanı olduğumu bilmeyen kalmadı. Ancak bu demek değil ki onların her yaptığı şeyi gözü kapalı beğeniyorum. "A Thousand Suns" Linkin Park diskografisinin şu ana kadarki en farklı ve en çok eleştirilen albümü olabilir; ancak bu albüm gerçekten çok iyi. Üzerinde Linkin Park yazmasa emin olun ilk dinleyişte çok seveceksiniz. Ancak siz hala nu-metal kafası LP bekliyorsanız, üzgünüm yapacak bir şey yok.

ALBÜM - YERLİ

Bu kategori bu yıl en zorlandığım kategori oldu. Çünkü bu yıl içerisinde yayınlanan iki albüm var ki tüm yıl mp3 player'ımdaki yerlerini sabit olarak korudular ve uzun sürede orada kalacak gibi görünüyorlar. Gelelim bu iki albümün neler olduğuna, kaldı ki az biraz tahmin edebiliyorsunuzdur diye düşünüyorum.

MALT - ARIZA

Sadece bu yılın değil, son yılların en başarılı Türkçe sözlü albümü. Herhangi bir kategoriye sokmayacağım; çünkü Malt cidden "Arıza" ile son yıllarda dinlediğim en güzel albüme imza attı.

MULTİTAP - TAKIM OYUNU

Facebook news feed'ime 'Battaniyem' ile düştükleri günden bu yana çok seviyorum onları, özellikle şarkı sözleri şahane. 4 yetenekli müzisyenin bir araya geldiği Multitap, önümüzdeki yıllarda da çok çok iyi işler yapacak bana göre. Albüm harici "Vay Arkadaş" soundtrack'ine de bir göz atın.

ŞARKI - YERLİ

MALT - ARIZA

Lansman konserinde ilk dinlediğimde daha grubun menajeri Burak'a gidip şarkının adını sormuştum. Albümü elime aldığımda da ilk dinlediğim şarkı oldu. Bazen bazı şeyleri neden sevdiğinizi anlatmak için doğru kelimeler, tanımlamalar bulamazsınız ya ben de 'Arıza' için aynen bu durumdayım. Bence söylenecek en doğru söz, sadece dinleyin ve şarkıyı hissedin olur.

ŞARKI - YABANCI

JULIEN-K - KICK THE BASS

Albüm 2009'da Amerika'da, 2010'da da Avrupa'da yayınlandı. Grubu keşfetmem de 2010 ilk çeyreğinde oldu. Albümlerini dinler dinlemez 'Kick The Bass' en sevdiğim şarkılar listemdeki yerini çoktan almıştı.

FİLM

VAY ARKADAŞ

Bu kategoriyi yerli ve yabancı olarak ayırmayacağım; çünkü bu sene içinde izlediğim filmler arasında tek bir favorim var. Onun da adını yukarıda görüyorsunuz zaten. DVD'si çıksın derhal evin baş köşesine geçecek. Oyunculuklar, senaryo, müzikler kısacası her şey dört dörtlük. Filmle ilgili daha önce yazdığım yazıyı okumak için tıklayın.

KONSER

YABANCI

Muse @ Sziget Festival

Muse sevmeyen ben Muse fanı olup çıktım bu konser sayesinde. Bu adamlar, günümüz müzik dünyasının en iyileri ve sahne işini çok iyi biliyorlar. Onlar sahnedeyken başka hiçbir şeyle ilgilenemez ya da aklınızdan başka bir düşünce geçiremezsiniz.

YERLİ

maNga @ 222 Park

Rock'n Dark 2010 kapsamında gerçekleşen maNga Eskişehir konseri kelimenin tam anlamıyla şahaneydi. Bu kadar eğlendiğim başka bir konser hatırlamıyorum.

2010'UN EN GÜZEL GÜNLERİ

EUROVISION SONG CONTEST @ OSLO

Ekip olarak çok çalıştık; ancak geriye yüzümde kocaman bir gülümsemeyle anacağımız şahane bir anılar yumağı kaldı. O iki haftayı tekrar yaşamak ister misin deseler saniye düşünmeden evet derim.

YILIN PARTİSİ

46 - BLACK EDITION PARTY

Ekibin bir üyesi olmaktan dolayı çok mutluyum. Ancak sırf bu ekip gerçekleştirdi diye söylemiyorum; 46 - Black Edition Party ilk anından mekandan çıkana kadar çok güzeldi. Tanıdığım ve sevdiklerimle beraber unutamayacağım bir gece geçirdim.

5 Aralık 2010 Pazar

Av Mevsimi


Filmi uzun uzadıya anlatacak değilim; sadece "Av Mevsimi"ni izlerken aklıma takılanları paylaşmak istiyorum. Biliyorsunuz ki "Av Mevsimi" bu yılın en iddialı yapımlarından biri olarak lanse edildi. Kadrosunda Şener Şen gibi Türk sinemasının en büyük yıldızını barındırması ve kameranın arkasında Yavuz Turgul'un olması filmi daha hakkında hiçbir şey yazılıp çizilmeden daha "mutlaka izlenecekler" listesine sokuyor. Kaldı ki Şener Şen'in yanında izledikten sonra mutlaka dram oyunculuğunda devam etmesini istediğim Cem Yılmaz, usta oyuncu Çetin Tekindor, izlediğim her oyununda ya da filminde bir kez daha kendisine hayran olduğum Okan Yalabık, duru oyunculuğuyla mest eden Melisa Sözen ve son yıllarda oyunculuğuyla büyük sıçrayış yapan ve Çağan Irmak'ın "Bana Şans Dile" filminde izlediğimden beri yer aldığı projeleri takip ettiğim Rıza Kocaoğlu da yer alırken ve Yavuz Turgul'un yanında da Türkiye'nin en iyi görüntü yönetmenlerinden Uğur İçbak varken "Av Mevsimi"ne gitmemek olmazdı. Fakat oyunculuklar, görüntüler her ne kadar dört dörtlük olsa da yeri geldiğimde oturduğum yerde sıçramama neden olsalar da maalesef senaryo için aynı şeyi söyleyemiyorum.

Bu aralar nedendir bilinmez ya da bu şekilde denk düştüler, izlediğim filmlerin hemen hemen hepsinde senaryo haricindeki her şey iyi giderken senaryo bu unsurları desteklemekten çok uzakta bir görünüm sergiliyor. "Av Mevsimi" de ne yazık ki bu kadar iddialı kadrosuna rağmen senaryosu açısından maalesef hayalkırıklığı yaratıyor. Filmin sonunda ortaya çıkması beklenen hikaye, daha ilk 20 dakika içinde çözülüveriyor. Dikkatli bir izleyici konunun ne olduğunu ve nasıl bir yöntem izleneceğini çok kısa bir sürede bulabilir. Belki de biz Yavuz Turgul ve Şener Şen birlikteliğinden "Eşkiya"yı aşacak bir performans beklediğimizden izlediklerimiz bizi kesmiyor gibi gelebilir; ancak "Av Mevsimi"nin daha ilk fragmanları ortaya çıktığı zaman yansıttığı iddiası durum polisiyesinden ileri gitmiyor.

"Av Mevsimi"nin en büyük ve filmi başından sonuna kadar izlenmesini sağlayan en önemli faktörü oyunculuklar. Herkes bir tarafa Cem Yılmaz bir yana diyorsunuz filmi izlerken. Başından sonuna mükemmel bir oyunculuk sergiliyor Yılmaz. Komedyenliği bir süreliğine bir kenara bırakıp dram oyunculuğunda devam etse karşısına çıkacak oyuncu zor bulunur açıkçası. Keza Rıza Kocaoğlu da göründüğü her sahnede seyirciyi ekrana kilitliyor. Artık kendisinin başrolde olduğu bir film ya da dizi izlememiz gerektiğini düşünüyorum.

Ana hikayenin yanı sıra akıp giden yan hikayelerden de en çok İdris ile Asiye'nin hikayesini sevdim. İdris'in Asiye'ye duyduğu sevgi film boyunca öylesine işlenmiş ki bir anda ana hikayeden kopup kendinizi İdris - Asiye sevgisinin içinde buluyorsunuz. Filmden çıktıktan sonra bile düşündüğüm şey İdris'in o deli sevgisi oldu.

Uçan Melekler


Aslında film hakkında yazıp yazmamak konusunda sinemadan çıktığımdan beri düşünüyorum. Twitter sayfama dayanamayıp "soundtrack için harcanan çaba keşke senaryo için harcansaymış" diye not düştüm ki hala düşüncelerim bu yönde. Filme neden gittin derseniz, sırf dans filmlerini izlemeyi sevdiğimi söyleyebilirim. Ancak "Uçan Melekler" maalesef beklentimi karşılayamadı, ki zaten filmle ilgili beklentim de yok denecek kadar azdı.

Geçtiğimiz yıllarda ülkemizde popüler olan dans yarışmaları sayesinde tanıdığımız dansçıların başrolde olduğu "Uçan Melekler", Melek'in dans tutkusu etrafında şekillenen bir film. Küçük yaşta ailesini kaybeden Melek'in, babasından kendisine bir ev kaldığını öğrenmesi üzerine İstanbul'a gelmesi ve İstanbul'a gelişiyle yaşadığı serüvenin anlatıldığı filmin tek izlenir yanı koreografileri olmuş. Dans yarışmasını ben daha çok battle tarzında bekliyordum; ama izlediğime bile şükretmek zorunda kaldım açıkçası.

İlla dans filmi izleyeceğim diyorsanız, tercihinizi Save The Last Dance, Step Up gibi son dönem filmlerinden yana kullanın.

46 Partisi


Geçtiğimiz hafta benim için çok özeldi. Eren'in Mehmet Turgut'un ofisinde sunumunu gösterdiği andan itibaren büyük bir heyecanla beklediğim ve içerisinde yer almak için can attığım 46 Dergisi'nin ilk partisini gerçekleştirdik. Piyasadaki sayımız "Black Edition"a uygun olarak da partimizin adı "46 - Black Edition" Parti oldu. Başta Eren ve Çiğdem olmak üzere Zehra, Burak ve Fethi işin organizasyon kısmıyla ilgilenirken bana da partimizin konuğu Anneke Van Giersbergen ile ilgilenmek düştü. Ki aranızda bilenler vardır, bu yıl Rock'n Dark 2010 Büyük Finali nedeniyle Anneke Van Giersbergen ile bir araya gelmiştim ve kendisini bir kez daha İstanbul'da ağırlamak memnuniyetle kabul ettiğim bir durumdu. Tabii ikimizi de yine koşturmacası bol bir gün bekliyordu.:)

Havaalanı, otel, yemek, soundcheck derken Bronx Pi'deki partimizin startı verildi. Soundcheck'in ardından parti kıyafetlerimizi giymek üzere ben eve, Anneke de otele geri dönüp saat 22:45 gibi Bronx Pi'deki yerimizi aldık. Mekana ayak basar basmaz gördüğüm ilk kişi Anneke haricinde gecede DJ'lik yapacak olan Efe Yılmaz oldu. Ayaküstü gördüğüm kişilere 'merhaba' dedikten sonra Anneke Van Giersbergen özel akustik performansıyla Bronx Pi sahnesindeki yerini aldı. Hemen ardından ise setin başına Efe Yılmaz geçti. Efe'nin ardından ise 46'nın yaratıcısı Mehmet Turgut sevdiği şarkıları bizlerle paylaştı.

Tanıdığım ve sevdiğim herkesi bir çatı altında böylesine özel bir gecede görmek ve bir arada olmak, ayaküstü olsa da muhabbet edebilmek çok güzeldi. En kısa zamanda bunu tekrarlamak dileğiyle...

KISA KISA

* Oslo'da Eurovision işleri nedeniyle çok az kalabildiğim maNga gecesinde Efe'nin performansının çok ufak bir kısmına tanıklık edebilmiştim. Ancak bu sefer baştan sona dinledim. O setin başındayken Bronx Pi'deki misafirlerimiz çok eğlendi. En kısa zamanda kendisinden yeni bir performans bekliyoruz.

* Anneke Van Giersbergen bir kez daha alçakgönüllüğü ve güzelliğiyle kalplerimizi fethetti.

* veyasin'in gece için özel olarak hazırladığı video muhteşemdi. Videoyu izlemek için play tuşuna basmanız yeterli.:)

* Bu da kişisel bir not olacak: Mehmet Turgut, Eren Erdem, Çiğdem Yakar, Aycan Çevik, Zehra Egemen, Arda Aktaş, Burak Tuncel, Fethi Karaduman... sizinle aynı ekip içerisinde yer almak çok keyifli, umarım uzun yıllar hep bir arada oluruz...

VeYasin Live @ 46 Magazine Black Edition Party from RooN on Vimeo.