25 Şubat 2012 Cumartesi

Julien-K - "We're Here With You"

Bazı gruplar/sanatçılar konusunda tarafsız olamıyorum. Linkin Park fanatikliğimi bilen biliyor. Onun yanına iki yıl önce bir Julien-K eklendi ki sormayın gitsin. Hatta blog'a bile "Grubumu buldum" başlığı atıp bir yazı yazmıştım. Gel zaman git zaman "grubum" (fazla sahiplendim, kabul!) ikinci albümleri için stüdyoya kapandı. Ne çıkacak diye de merak etmek haliyle bana kaldı.:) Haliyle bu bekleme sürecini ilk albümleri "Death To Analog" ve Chester Bennington ile oluşturdukları Dead By Sunrise'ın "Out Of Ashes" albümlerini dinleyerek geçirdim. Bir yandan da grup üyelerinin Twitter ve Facebook sayfalarını sıkı takibe aldım ki sormayın gitsin. Arada bir de Orgy acaba yenidenn mi bir araya geliyor durumu vardı; ancak sonrasında gelişen olaylar o kadar can sıkıcı bir hale büründü ki yeni albümü kutlama mesajları bile havada kaldı yaşananlar karşısında.

İkinci albüm "We're Here With You" öncesinde Julien-K cephesinde kadro değişikliği de yaşandı. Haziran 2010'da Brandon Belsky ile yollarını ayırmak zorunda kalan Julien-K, bu ayrılığın nedeni olarak müzikal farklılıkları gösterdi. Julien-K adına açıklamada bulunan Ryan Shuck, "Brandon, yeni albümde yaratmak istediğimiz yeni yönden mutlu değildi; ancak grubun geri kalan kısmı bu yeni müzikten dolayı heyecanlı ve yeni şeyler keşfetmekten keyif alıyorlar. Ne yazık ki bu durum da bizi yollarımızı ayırmaya getirdi." diyerek bu süreci açıklamıştı. Fakat grup cephesindeki yenilik bu kadarla sınırlı kalmadı, albümün çıkmasına sayılı günler kala bu kez de ailevi nedenlerle baterist Elias Andra grupla yollarını ayırmak zorunda kaldı. Belsky'nin yerine uzun süredir beraber çalıştıkları Anthony 'Fu' Valcic, keyboard ve bas gitardan sorumlu olurken; Elias Andra'nın yerine de Tommy Lee'nin yokluğunda Mötley Crue'nun davullarını çalan Frank Zummo Julien-K'ye dahil oldu. Zummo'nun gruba dahil oluşu albümün ilk video klibi 'Breakfast In Berlin' ile açıklandı.

Gruptan bir üyenin ayrılmasına yol açan "We're Here With You" albümü nasıl bir albüm oldu diyorsanız, bir önceki albümdeki rock sound'unu unutun derim hemen. "Death To Analog" her ne kadar elektronik sound'u baskın bir albüm olsa da Amir Derakh'ın rock gitarları kendini istisnasız her şarkıda hissettiriyordu. Z-Listers, Motor, Sharooz, DJ Hyper, Benjamin Vial ve Sam Vandal'la işbirliği yapılan "We're Here With You", son şarkısı 'I'll Try Not To Destroy You' haricinde son dönemde dinlediğim en iyi elektronik albümlerden biri olarak yayınlanmış durumda. Kaldı ki benim elektronik müzikten pek anlamamam ve dinlemeyi çok da tercih etmemem "We're Here With You" ile hepten yerle bir olmuş durumda. Zaten Julien-K'yi keşfettiğimden bu yana onlar sayesinde yeni yeni isimler de bulup çıkardım.

"We're Here With You", Anthony 'Fu' Valcic'in synthesizer'ıyla yaptığı şovun da bir göstergesi aynı zamanda. Gitar çalışına ayrı bir hayran olduğum Amir Derakh, aralarda öyle bir kendini gösteriyor ki kulaklarım bayram etmiyor değil. Ve tabii Julien-K'in en önemlisi Ryan Shuck. En karizmatik seslerden birine sahip olduğunu düşündüğüm Ryan Shuck'ın vokali aslında biraz gölgeleniyor bu albümde. "Death To Analog"taki vokal yoğunluğuyla karşılaştırıldığında Ryan Shuck'ın genel sound yönelimine paralel olarak vokalini de elektronik sound'a uygun kullanmayı tercih ediyor. Ancak bu, Shuck'ın vokal performansını aşağıya çekmiyor; aksine "Death To Analog"takinden daha farklı bir yere taşıyor ki bu yeni yerde de bol miktarda takdir edilmesi gerekli bence.

"We're Here With You"nun en sevdiğim yanı ise başından sonuna kadar enerjik ve insanı iyi hissettiren bir albüm olması. Açılış ve albümün isim şarkısı 'We're Here With You'nun nakarat kısmını gün içinde sık sık tekrarlarken yakalıyorum kendimi. En kısa zamanda bir klip de gelirse değmeyin keyfime. "Death To Analog"un ardından yeni yol arkadaşım oldu "WHWY". Albüm yayınlanalı bir ayı geçti hala gün içerisinde en üç kez dinleyip her dinleyişte yeni bir şeyler keşfedebiliyor, her gün başka bir şarkıyı günün şarkısı ilan edebiliyorum. Bence hala Julien-K'yi keşfetmediyseniz aşağıdaki linkten yola çıkarak dinlemeye ve keşfetmeye başlayın. Daha fazla geç kalmayın derim!

Selah Sue @ Babylon

2012'nin heyecanla beklediğim konserlerinden biriydi Selah Sue. Biletimi de aylar önce satışa çıktığında almıştım. Geriye sadece 23 Şubat'a çok çok acil ve önemli bir iş çıkmaması için dua etmek kalmıştı ki tüm dualarım kabul oldu ve 23 Şubat Perşembe gecesi hiçbir aksilik çıkmadan Babylon'daki yerimi aldım. Hatta konserden birkaç saat önce Selah Sue ile bir araya gelip hakkında merak ettiklerimi de yanıtlattım. Yanıtlar tabii ki 46 Magazine yeni sayıda olacak. Ancak şu kadarını söyleyebilirim ki Selah Sue, ekibimizin gönlünü fethetti. Biz kendisini çok sevdik, o da bize akşam mükemmel bir müzik ziyafeti çekti. Kusura bakmayın ama gerçekten bu performansı kaçırdığınız için üzülün!

Reggae, hip-hop, soul, caz ve yer yer pop'u harmanladığı müziğiyle geçtiğimiz yılın bana göre en iyi keşiflerinden biri Selah Sue. Mainstream ekip Zaz peşinde koşarken (tamam ben de Zaz'ı sevdim; ama ortada abartılacak bir durum göremiyorum) benim kalbimi Selah Sue, 'Fyah Fyah' ve 'Raggamuffin' ile çalmıştı ilk başta. Ardından kendini adını taşıyan ilk albümünü baştan sona dinlediğimde ne cevherlerin var olduğunu gördüm. Hem de daha ilk dinlemede, gerisini siz düşünün.'Crazy Vibes', 'Peace Of Mind', 'Crazy Sufferin Style', 'Please', 'This World' derken tüm albümün fan'ı oldum diyebilirim. Bu şarkıları ve daha fazlasını izlemek/dinlemek üzere Babylon'dan içeri adım attığımda gecenin bu denli kalabalık olacağını kestirememiştim. Tamam biletler günler öncesinden sold-out olmuştu; ama gelenlerin büyük çoğunluğu da sahnedeki sanatçıya hakkını teslim eder ve gerçekten Selah Sue dinleyenlerden oluşuyordu. Yani en bilindik şarkılarda sadece eşlik edilmedi Belçikalı sanatçıya, neredeyse her şarkıda kendi kendine şarkıları mırıldananlar vardı.

Böylesi coşkulu bir kalabalık karşısına yanları siyah şeritli bol beyaz bir bluz, siyah etek ve siyah taytla çıkan Selah Sue, ilk iki şarkısını akustik yorumlayarak 'merhaba' dedi. Doğu Avrupa'daki ilk konserine çıktığını da söylemeyi ihmal etmedi. Röportajımız esnasında da nasıl bir kitleyle karşılaşacağını ve Babylon'da nasıl bir performans sergileyeceğini merakla beklediğini söylemişti, heyecanı da gözlerinden okunuyordu zaten. O heyecanı konser boyunca hiç yok olmadı. Onlu yaşlarda müziği profesyonel kariyeri olarak seçmeyi hiç planlamadığını her fırsatta dile getiren Selah Sue, iyi ki hayatını müzikle doldurmaya karar vermiş. Zira perşembe gecesi sahnede gördüğüm genç kadın, o kadar sahneye ve müziğe ait ki sahne üzerindeki her hareketi, her mimiği müziğine hitap eder gibi geliyor.

Selah Sue haricinde sahne üzerindeki grubunu da ayrıca takdir etmek gerekiyor. Özellikle de keyboard'lardan sorumlu Joachim Saerens ve baterist Jordi Geuens ayrıca izlenmesi gereken iki müzisyen. Basçı Erik Rademakers ve gitarist Yannick Werther de sahnedeki kusursuz şovun olmazsa olmaz tamamlayıcıları olarak yerlerini almışlardı. Şahsen ara ara adeta rock'n roll bir keyboard izliyormuşum izlenimine kapılmadım değil Joachim'i izlerken. Kendi başına sahnede olsa yine göz kırpmadan izlenir diye düşünmedim değil.

Gecenin sürprizi kuşkusuz ki 'Fyah Fyah'ın akustik versiyonu ve yepyeni Selah Sue şarkısı olmuştur. Bis'in ardından konserin kapanışı için en sona saklanan yepyeni Selah Sue şarkısı başlı başına ayrı bir olay oldu. Reggae, hip-hop, soul, caz ve hatta pop'u harmanlayan Selah Sue, bu sefer dubstep'e el atmış. Ortaya çıkan sonuç nasıl derseniz, konseri sırf bu nedenle kaçırdığınız için bile üzülmeniz gerek derim. Tüm konseri ayrı ele alıp bu şarkı üzerine de ayrıca konuşabilirim. Son dönemin yükselen trend'i dubstep, Selah Sue'nun müziğinde kendisine apayrı bir yer açmış. Ben şarkıyı çok beğendim, yakın zamanda bir yerlerde duyarsanız umarım siz de beğenirsiniz. Yeni Selah Sue şarkısına gelene kadarki bölüm ise tekrarına ancak yine bir Selah Sue konserinde rastlayacağımız türden bir müzik ziyafeti oldu. 'Peace Of Mind', bence gecenin en hit parçası oldu. Selah Sue'nun mükemmel yorumu 'Crazy Sufferin Style'ı konserin belki de en hit ikinci şarkısı yaptı. 'Fyah Fyah'ın akustik halini de dinlemenizi ısrarla tavsiye ederim. Ve tabii Selah Sue'yu keşfetme şarkım 'Raggamuffin'ı da canlı canlı dinlemek pek güzeldi.

Kısaca özetlemem gerekirse Selah Sue, gerek enerjisi, gerek müzikalitesiyle uzun zaman unutulmayacak cinsten bir konserle Babylon sahnesinden geçti. Gönül ister ki Selah Sue'yu bir de açıkhava festivallerimizden birinde izlemek.

20 Şubat 2012 Pazartesi

Kutlu Haftasonu Gezmeleri

Güneş enerjisiyle yaşayan bendeniz Cumartesi sabahı gökyüzünde güneşi görünce ne yapar? Tabii ki kendini dışarı atar. Zokyay Palace'ın annesiyle birlikte Taksim - İstinye Park hattını bir güzel gezip tavaf ettik.

İlk durağımız Cumadan itibaren aşermeye başladığım sangria'yı içebilmek ve güzel bir yemek yemek için Que Tal oldu. Ben sangria'ma kavuşmanın mutluluğunu yaşarken annem de keyfine göre şahane bir yemek yedi. Yolunuz Taksim Tünel tarafına düşerse mutlaka Que Tal'e uğrayın. Hem porsiyonları tam kıvamında ne eksik ne fazla, hem de gayet doyurucu ve leziz. İş çıkışı kaçamaklarımın adresidir Que Tal. Mücver topları ve soğuk tapas tabağı vazgeçilmez menüm. Tabii yanında sangria olmak koşuluyla!

Que Tal'in ardından alışveriş turu ve ufak kahve molasının ardından günün ikinci durağı Nar Pera oldu. Bana da sürpriz oldu, zira Nar Pera'nın Cumartesi akşamki DJ'i Cenk Erdem'di. İpek'in doğum gününden önce hem ekibin toplanmasını beklemek, hem de bir şeyler içmek için mekana girer girmez Cenk Erdem'i gördüm. Aaaa çok da sevindim. Gecenin başlangıcı kendisinin özel pop seçkisiyle olunca da pek bir keyifli oldu. Britney Spears'ı mı çalınmadı, Whitney Houston'ı mı anmadık. Tabii gecenin şarkısı benim için Tarkan ve 'Ölürüm Sana' oldu, o da ayrı bir mevzu. Yalnız şarkı ne çok seviliyormuş, gerçek bir hit yazmak böyle bir şey işte. Pop dinleyeninden rocker'ına kadar herkes 'Ölürüm Sana'yı hep bir ağızdan söyledi. Denk gelirseniz Nar Pera ve Cenk Erdem ikilisini kaçırmayın derim. Ne içelim derseniz, tavsiyem Lynchburg Lemonade ve Mojito'dur.

Nar Pera'da ekibi tamamlayıp İpek'in doğum günü için hedef Yan diyerek zengin kalkışı yaptık. Biz gidene kadar tüm doğumgünü ekibi Yan'daki yerini almıştı haliyle. Kimler kimler yoktu ki? Meriç, Cem, Gürcan, Ece, Gürkan, Barış, Didem, Güray, Elif vs vs.. Kısacası herkes oradaydı. Doğum günü kızımızı kutlayıp "happy birthday" dedikten sonra bir muhabbet zinciri başladı ki hangi an kiminle konuştuk belli değil.:) Hasret giderme mi dersin, daha dün bir arada olup da yarıda kalan muhabbetimi tamamlama dersin, hepsini hepsini yaptık.

Ancak burası bile bizi kesmedi ve gece nerede sonlanır sorusuna istikamet tabii ki Tektekçi diyerek yollara döküldük. Tektekçi de doğum günü kızımızın tercihi 'zor kız' ile kutlamalarımıza devam ettik. Tektekçi'nin DJ kabininde de Cumartesi akşamı Alper Bahçekapılı vardı. Kısa bir ziyaretin ardından uyku vaktidir diyerek ev yoluna geçtim. Kısacası çok eğlendim, bir de happy birthday İpek!

5 Şubat 2012 Pazar

Bir Rock'n Roll Kurumu

Bu aralar çok heyecanlıyım. Heyecanımın nedenini uzun uzun anlatmak geliyor içimden. Merak etmeyin, burada konuyu kısa tutmaya çalışacağım (söz veremiyorum, kusura bakmayın!); artık nasıl başaracaksam.;)

Hayatımda o kadar güzel ve yeni projeler var ki bazılarını paylaşmak için biraz daha beklemem gerek, bazıları için de hemen “Bakın bakın buradayız, başladık” diyebiliyorum. Mesela Remood.Me… Çok heyecanlıyım, ilk sayımız yakında raflarda, internet sitemiz de açıldı. Ama benim asıl heyecan sebebim çok ayrı bir şey. Aslında “şey” de değil, dört kişinin bir araya geldiği bir oluşum, ismi de Piston! Şimdilik grup üyelerinin adları bende saklı; ama önümüzdeki günlerde sadece burada değil, her yerde onlardan konuşmaya başlayacağız, benden söylemesi. Siz şimdilik sakin sakin köşenizde oturmaya devam edin, zira bu sakinliği arayacaksınız. Uyarmadı demeyin; çünkü bu dörtlü en basit tabiriyle can yakmaya geliyor. Bildiğiniz ne varsa baştan da yazabilirler. Bence onlar her şeyi yapabilirler, yeter ki istesinler, akıllarına koysunlar.

Ben kimlerden mi bahsediyorum, böyle bir kelime boğazımda bir kelime dilimde? Dediğim gibi bu dört kişinin de adı şimdilik bende saklı. Siz, yepyeni bir dörtlü için hazırlıklarınızı yapmaya başlayın da gerisi zaten gelecek, hem de çok kısa bir zamanda. Müzik dünyasının en yetenekli, en karizmatik, en başarılı…kısacası “en iyi” ne varsa bünyelerinde barındırıyorlar. Onları ayrı ayrı birçok sahnede izledim, izlediniz. Şöyle ki onları izlerken sahnedeki sanatçıyı unuttuğum anlar oldu. Hatta vaktim bol olduğunda youtube’dan konser kayıtlarına bile bakmışlığım vardır. Zira böylesi müzisyenleri izleme şansına sahipken keyfini çıkarmak gerek.

İşte böylesi üç isim ve mikrofon başında da sesini daha önce hiçbir yerde duymadığımız sürpriz bir isimle ve çok ama çok acayip şarkılarla çok kısa bir süre içerisinde karşımıza çıkacaklar. Yaptıkları “henüz tamamlanmamış” kayıtları dinleyebilen şanslılardan biri olduğum için kendilerine ayrıca teşekkür ediyorum, zira ne kadar söylesem az kalır. Sağır Sultan Barış Akpolat’ın da 4 Şubat’taki köşesinde yazdığı gibi “Albüm daha tamamlanmamış, şarkıların bazıları eksik. Ama o bitmemiş şarkıları şu anda piyasaya sürseler evinizdeki ‘tamamlanmış’ pop albümlerini çöpe atarsınız.” yorumuna katılmamak imkansız. Ancak grupla ilgili ne zaman bir şey sormaya kalksam ya da neler yaptıklarına şöyle bir göz atmaya çalışsam o şarkıların bambaşka halleriyle karşılaşmıyor değilim. İki gün önce dinlediğim şarkı, stüdyo ziyaretim esnasında çok daha farklı ve gelişmiş bir şekilde çalınmıyor değil. Bu hafta içinde yine bir stüdyo ziyaretim var ve şarkıların şu anki hallerini merak etmekten kendimi alamıyorum.

“Peki bu ‘süper grup’ ne yapıyor da bu kadar iyi?” diyorsanız, öncelikle şunu söylemeliyim ki bu dörtlü kendilerini ve yaptıkları işi çok iyi biliyor. Bu ülkenin top sanatçılarıyla çalışan, enstrümanlarında ilk akla gelen isimler olan bu müzisyenler topluluğu, ortaya çıkardıkları müzikte son derece samimiler. Hepsi bu kadar über yetenekli olan adamlardan ego savaşı bekleyebilirsiniz, çok doğal; ama işte o ego savaşı, aman benim solom bir saniye daha fazla olsun durumu benim dinlediğim kayıtlarda ve stüdyo ortamında gözlemlediğim bu dört müzisyende hiçbir şekilde yok. Yaptıkları işe o kadar odaklılar ki kendilerine artı değer sağlayacak en ufak bir yorumu, fikri derinlemesine düşünüp kendi aralarında tartışıp uygulamaya koyuyorlar ya da koymuyorlar. En sevdiğim yanları da müzikleri içinde sonsuz bir özgürlükleri var.

Ya şarkılar derseniz de şu kadarını söyleyeyim; onlar nasıl adlandıracak bilmiyorum; ama özlediğim pop ve rock sound’u bu şarkılardan kulağıma geliyor. Tabii sürprizleri de var. Yazdıkları sözler üzerine uzun uzun konuşturmak istiyorum onları. Kayıt cihazımı önlerine koyup “konuşun” demek için müthiş bir bekleyiş içerisindeyim. Benden şimdilik bu kadar, yoksa daha çok yazacağım ve yazdıkça merakımı kendi kendime arttıracağım.

Takibe almaktan da çekinmeyin!

twitter.com/PistonOfficial

Göksel @ Salon İKSV

Göksel'in yepyeni şarkılarından oluşan "Bende Bi' Aşk Var" albümünü ilk dinleyişte daha çok sevdim. Hem Göksel'in yeni şarkılarını duymak mutluluk verdi, hem de kapak fotoğrafından booklet tasarımına kadar görselliğiyle de beni çok etkilemişti. Her şeyiyle keyifli bir albüm olmuş "Bende Bi' Aşk Var" anlayacağınız. Bu keyfi daha da arttırmak için 3 Şubat'taki Salon İKSV Göksel konserini de merakla bekliyordum. Hem konser öncesinde Göksel ile minik bir röportaj yapma şansım da oldu, neler konuştuğumuz önümüzdeki günlerde muzikicinefes.com'da olacak, birazcık sabır.:)

3 Şubat Cuma akşamı soundcheck'in hemen ardından Göksel ile bir araya geldik ve heyecanına az biraz ortak olarak mini söyleşimizi gerçekleştirdik. Gece için bol şans dileyerek biz de heyecanla konser saatini beklemeye başladık. Saatler 22:30'u gösterirken Salon İKSV sahnesinde "Bende Bi' Aşk Var"ın açılış ve ilk klip şarkısı 'Acıyor' ile Göksel belirdi. Siyah elbisesiyle çok şıktı Göksel. Minik röportajımızdaki heyecanı daha artmış gibiydi. Yepyeni şarkılarını dinleyicileriyle paylaşırken ki heyecanı elle tutulur cinstendi. 'Acıyor'un hemen ardından albümdeki favorim 'Aşkın Yalanmış' geldi. Şu aralar en çok dinlediğim şarkılardan biri, başından sonuna, sözleriyle aranjesiyle bu yılın en iyi şarkılarından biri olarak şimdiden ilk üçte yer alacağına kesin gözüyle bakıyorum.

Göksel, sadece yeni şarkılarını mı çaldı? Hayır, en sevdiğimiz şarkıları peşi sıra birbirini kovaladı neredeyse. Ve yine favori Göksel şarkılarımdan 'Bir Seni Konuşurum' geldi ki Salon İKSV'deki herkes istisnasız dans ediyordu. Bu şarkının yarattığı enerji albümden de dinlesem, canlı da dinlesem hep çok yüksek. Konserinin ikinci yarısı için beyaz bir elbise tercih eden Göksel, gece için seçtiği şarkılarıyla adeta bizi ufak bir geziye çıkardı. Yer yer nostalji albümlerindeki şarkılarını da seslendirdi Göksel; ancak her şey o kadar dozajında ayarlanmıştı ki bir lansman konserinden ziyade Göksel'in müzikal yolculuğunu kutlama gecesi gibiydi. Yeni şarkıları, nostaljiler ve önceki albümlerdeki şarkılar derken Cuma gecesi güzel ve şık bir şekilde sonlandırdık.

Özetlersem; güzel müzik dinledim, her şeyden önemlisi Göksel'i kendi şarkılarıyla sahnede izlemeyi özlemişim ve de çok eğlendim.